9 Eylül 2026 13Normal Üye 1.172Hesap 6.257Özgün Yazı
Sekiz alan
Özgün Yazılar Platformu

Özgün olanın alanı.

İnsan Yapımı

Normal üyelerin sekiz alandaki özgün yazıları · 227 yazı

Özgün Analiz

Vito corleone'nin ölüm sahnesi üç film içindeki en iyi ve en doğal sahnedir. Portakal kabuklarıyla torununu korkutması, torununun sanki rol icabı değil de gerçekten korkması, vito corleone fenalaşıp düştüğünde torununun gülmesi, suyu dedesinin üzerine sıkması, kameranın tüm bunları karşıdan çekmesi muazzam bir sahnedir.

Luca brasi'nin ölüm sahnesinde düşmanlarının luca brasi'nin boğazına iple çökmesi, öldürürken adamın dilinin yanaklarından fırlayacak gibi olması, yüzünün ve gözlerinin kızarması, yüzünün aldığı şekil, luca brasi'nin direnmesi ancak düşmanların buna izin vermemesi de doğal ve gerçekçi bir sahnedir.

Michael corleone'nin restoranda polisi ve diğerini vurmadan önceki gerilim, michael'ın yüz ifadesi, ikisini vurduktan 8-10 saniye kadar sonra cesetlerin yavaşça, doğal ve gerçekçi bir biçimde yere düşmesi de güzel detaylardır.

İlk sahnelerde vito corleone'nin yanına gelen karakter, vito'nun gözünün önünde konum değiştirir. Ama bu sahneyi çekmez yönetmen. Karakterin hareket ettiğini, marlon brando'nun diğer karaktere konumlanmış hareket eden gözlerinden anlarız.

Michael corleone'nin hastanede dayak yediği sahne, yani yumruğu yiyişi ve bu darbeden sonra bayılır gibi kendini bırakması son derece gerçekçidir. Gerçek hayatta daha önce hiç kavga etmemiş zayıf bir insanın vereceği tepkiyle neredeyse aynıdır.

İhanet eden bir adamı götürüp şehirden uzak, buğday tarlalarının olduğu yerde, aracın içinde, bir elin silah çıkararak vurması, kameranın bunu önemsiz bir sahneyi kayda alıyormuş gibi...

Özgün Analiz

Ahlaki bir filmdir.

Kadın yok, alkol yok, cinsellik yok, suç yok, şiddet yok, yalan yok.

Saflık ve temizlik var.

Ahlak, nezaket, zeka, iyi niyet var.

Zekice, duru ve akıcı bir film.

Batı yapımı olup da ahlaka uygun, ahlaki olan ender sanatsal eserlerden.

18 yaşında izledim. En çok keyif aldığım filmler içinde 1. Sırada. En iyi değil ama en güzel film. Film değil, bir eser. Bir başyapıt.

Özgün Düşünce

1) the godfather: sinemanın en sanatsal filmi. Erkek olmayı ve ailenin önemini anlatan, felsefi, mükemmele yakın bir film. Kendisinden sonra sinemaya yön vermiştir.

2) the godfather part ii: fakirliğin manevi anlamda insana kattıklarını ve ailenin önemini anlatır.

3) 12 angry men: ahlakın, nezaketin, zekanın neleri değiştirebileceğini, nelere yol açabileceğini gösteren, ahlaki, saf, temiz, son derece akıcı film. Sinemanın en güzel filmi belki.

4) iyi kötü çirkin: çok sanatsal. Dallanıp budaklanan olay örgüsüyle müthiş bir film.

5) pulp fiction: sanatsal. Sinemanın en iyi açılış sahnesine sahip belkide ve absürt komedinin en iyi örneği.

6) schindler's list: en dramatik, en kasvetli, müthiş bir film.

7) fight club: müthiş zevkli, müthiş kurgu.

8) the matrix: bilimkurgu türüne çok şey katmış, felsefi bir film.

9) sen to chihiro no kamikakushi: harika bir hayalgücü.

10) cidade de deus: suç üzerine yapılmış filmler içinde the godfather ve the godfather part 2'den sonraki en doğal, en gerçekçi, en iyi film. Belgesel gibi.

Bonus: terminator 2: muazzam bir film. Sanki gerçek bir robot filmi. Duyguyu çok insani bir şekilde aktarıyor. Ana karakterin davranışları çok insani ve sanatsaldı.

Özgün Düşünce

On yıllardır psikoloji, sosyoloji, sinirbilim ve psikanaliz ile ilgileniyorum. Görmediğim zeka türü, okumadığım zeka kalmadı. Binlerce insanla sohbet ettim. Zeki insanlar tanıdım, ilgili makaleler, yazılar okudum. Çok düşündüm, sorguladım ve araştırdım. 30 yaşındayım ve ömrümü bu zeka denen şeyle geçirdim. Öncelikle, zekayı ayırt edebilecek objektif bir zeka testi yok. Hiçbir zeka testi bir insanın gerçekten zeki olup olmadığını göstermez. Zeka testleri zeki olmayan insanlarda doğru sonuçlar verebilir, ancak zeki bir insanda doğru sonuçlar vermesi çok düşüktür. Hiçbir şey bir insanın zeki olduğunu göstermediği gibi, zeki olmadığını da göstermez. Yani örneğin güzel yazabilen zeki olmadığı gibi, güzel yazamayan zeki değildir diye gerçekçi bir sonuç çıkmaz. Bu gibi yeteneklerin birden çoğuna sahip olmak zekayı gösterebilir. Sadece olumlu bir şey yapmak insanı zeki yapmaz, ama sadece olumsuz bir şey yapmak insanı ortalama zeka yapabilir. Örneğin ırkçıysa bir insan, ortalama bir zekaya sahiptir, fanatikse ortalama bir zekaya sahiptir. Ancak ırkçı ya da fanatik değilse zeki olduğunu göstermez. Sadece şimdilik elimizde ortalama zekaya sahip olduğu verisi vardır.

Zekanın en büyük ve en önemli göstergesi düşünebilmektir. Bir insan ne kadar çok, yoğun, geniş, farklı düşünüyorsa o kadar zekidir çıkarımına varabiliriz. Her türlü farklı bakış açısından bakabilen, hatta geceleri düşünmekten uyuyamayan bir insan zeki olabilir. Düşünmek zekanın...

Özgün Düşünce

örgün eğitimde en önemli şeylerin %80'i okuma yazma, türkçe, dil bilgisi, dört işlem ve yabancı dilden ibarettir. Kalan %20'de diğer derslerdeki bilimum bilgiler. Elbette ilkokul mezunu olmak insanı cahil yapmaz. Hatta yer yer ilkokul mezunu olmanın olumlu anlamda katkıları vardır. Türkiye'de örgün eğitim, eğitim sistemi ve okullar kreatif düşünmeyi ve özgün olmayı engeller. Ezber bilgi ile parlak beyinleri yozlaştırır. Hiçbir bilgisi bulunmayan, zihni boş bir insan kendini geliştirdiğinde ortaya mükemmel bir şey çıkar. Kafası gereksiz, boş, yavan, ezber bilgilerle dolmamış, bilgileri efektif bir şekilde edinmiş, araştırmış, okumuş ilkokul mezunu insan doktora mezunu insandan daha sağlıklı, kreatif, özgün, orijinal, efektif bir zihne sahip olur. önemli olan ilkokul mezunu insanın kendi imkanlarıyla kendini nasıl geliştirdiğidir. Kendini geliştirirken başvurduğu kaynaklar, sohbet ettiği ve danıştığı insanların niteliği, entelektüel seviyesi, zekası önemlidir. Bir insan ilkokul mezunu olup yine de bilgili olabilir. Bu da örgün eğitim dışında düşünmekten, sorgulamaktan, araştırma yapmaktan, okumaktan geçer.

Okullarda herkese aynı şeyler öğretiliyor. Bu çocuk, bu bilgiyi edinmeye elverişli mi, bu onu nasıl etkiler diye düşünülmüyor. Yani geometri ile hiç alakası olmayan, buna elverişsiz, yeteneksiz çocuğa gereksiz şekilde geometri öğretiliyor. Hayatında hiç resim yapmayacak, resim yapmaya yeteneği olmayan çocuğa resim dersi öğretiliyor. Ve bu eğitim son derece niteliksiz. Okullarda çocuklarla gerçekten...

Özgün Düşünce

Ahlaki zeka, çocukken çevreden öğrenilmiş davranışsal ve eylemsel ahlakın zihinsel boyutuyla ilgilidir. Ahlaki zekası yüksek olan bireyler, hırsızlık yapmadığı, yalan söylemediği, harama el uzatmadığı, yere çöp atmadığı, yere tükürmediği, sahtekarlık yapmadığı, küfür etmediği gibi, bir durumda neyin ahlaka uyup uymadığını da kolayca tespit edebilirler. Bunun için okumalarına ve araştırma yapmalarına gerek yoktur çünkü zekaları belli bir davranışın ne kadar ahlaki olup olmadığını onlara söyleyecektir. örneğin ahlaki zekası yüksek bir insan, yanlış bilgi yaymanın, bir doğruyu ve gerçeğin küçük bir kısmını alıp onu doğru ve gerçekten başka her şeye benzetmenin, ahlaksız, kötü ve yozlaşmış insanları el üzerinde tutmanın, toplumu yozlaştırmanın, kuraltanımazlığın, kibrin, kabalığın ahlaka uymadığını bilmekle kalmaz, bu ve benzeri şeylerden hep uzak kalır. Bir şeyin ahlaksızca olup olmadığı konusunda tanılar koyup, ahlaksızlığa kreatif çözümler getirebilir. İnce düşünülmesi gereken davranışların ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu iyi analiz ederler. Ahlak, ilk olarak insanın duygu ve düşüncelerindedir. Ve ahlaki zeka, duygusal ve düşünsel olarak temiz bir ahlak sahibi yapar insanı. önce kendi içinde, kendi kalbinde, kendi iç dünyanda, kendi zihninde ahlaklıdır. Doğrunun ve yanlışın ne olduğunu iyi bilirler. Davranışları ahlaki açıdan yorumlama yetenekleri vardır.

çok yüksek bir ahlaki zeka, o insanı toplum nezdinde kanaat önderi yapabilir. Yapmalıdır da çünkü toplumun buna...

Özgün Analiz

Boksu çok severim. Bir spordan fazlasıdır bana göre. Sporcunun kendini en yalnız hissettiği ve dünyanın en bireysel sporudur. Pek çok boksör, bir çok boks maçı izledim. Floyd patterson, rocky marciano, joe fraizer, george foreman, sonny liston, mike tyson, muhammad ali ve aklıma gelmeyen boksörleri izledim. Muhammad ali'nin çoğu maçını youtube'dan izledim. Muhammad ali'nin hayatını anlatan belgeseller de izledim. Diyebilirim ki muhammad ali kadar boksu estetik bir şekilde icra eden kimseyi izlemedim. Ali boks değil, sanat yapıyordu. Ve yine muhammad ali kadar iyi, hızlı ve seri bir boksör de izlemedim. Bir saniye içinde bir kaç yumruk vurabiliyordu rakibine. Bu ağır siklet bir boksör için çok ama çok zor bir şeydir. Tüy sikletler kadar hızlı ve seriydi muhammad ali. Ben maçlarını izlerken başka hiçbir boksörden bu kadar estetik zevk almadım.

Boks 1960-1970'lerde dünyada en çok sevilen ve takip edilen spordu. Boksun altın çağı diye tabir edilir 1970 ler. Tek maçtan milyon dolarlar kazanılan, boks maçlarının tvlerde reyting rekorları kırdığı zamanlar. Ve 60'lar ve 70'ler tabir yerindeyse, goril kadar güçlü ve korkutucu boksörlerin olduğu yıllardı. Earnie shavers, foreman, fraizer, liston, patterson gibi boksörler çok çok iyi boksörlerdi. Bu adamların boks maçlarını izledim ve iddia ediyorum bu adamlar günümüzdeki bütün boksörleri devirirler. Boksun boks...

Özgün Analiz

Tarihte gerçekten üzüldüğüm insanlar ve olaylar olmuştur. Malcolm x ölümüne en çok üzüldüğüm insanlardan biridir. Dünya çapında bilinirliğe sahip olma, iyi ve güzel şeyler başarma ihtimaline sahipti. Yolunu kestiler. öldürülmeseydi kendisi bir çok insanın ismini duyduğunda saygıyla anacağı bir insan olacaktı. ırkçılığa karşı duruşu ve herkeste bulunmayan özel şeylere sahip oluşu takdirimi kazanmıştır.

Malcolm x 20. Yüzyılın en iyi ve en çok liderlik vasfına sahip insanıdır. Hitabet yeteneği olan zeki bir adamdı. Kitlelere coşku verebilen, doğruyu ve gerçeği anlatmaya çalışmış, hayatını insan haklarını savunmaya adamış bir insandı. Değerleri vardı.

Bir röportajda, malcolm x'in döneminde yaşamış bir adam:

"hitap ettiği insanların düşüncelerini ve enerjilerini alıp bizlere geri vermesi ve bizi hayatımızda hissettiğimizden daha güçlü, daha kuvvetli hissettirmesiydi. Kötü durumumuzu, ikinci sınıf vatandaş olarak davranılmamızı ortadan kaldırıp bizi dünyanın zirvesinde gibi hissettiriyordu. Sinirinden yakıp yıkmak isteyen insanları, yapıcı olmak isteyen insanlara çevirebiliyordu."

"asla kimseden sert bir şekilde nefret etmedim" diyerek insancıl oluşunu belli etmiştir.

şu sözüyle birlik olmanın önemini anlatmıştır:

"eğer size bir tokat atsam hissetmezsiniz bile çünkü parmaklarım ayrılmış durumda. Fakat size haddinizi bildirmek için yapmam gereken tek şey parmaklarımı bir araya getirmek."

şu sözüyle de korkusuzluğunu:

"endişelenmiyorum. 20 yıl önce öldüğüne inanan bir adamım ve ölü bir adam gibi yaşıyorum....

Özgün Düşünce

Sahte bir yalnızlıktır. Gerçek yalnızlık yalnızlığı tercih etmek istememenize rağmen yalnız olmaktır. Kimsenin sizi anlayamaması, kimseyle aynı dili konuşamamak, kimseyle senkronize olamamaktır. Doğuştan yalnız olmaktır. Farklı olmanın bedelini yalnızlıkla ödemektir. Bir gün yalnızlığı bırakıp istediğin zaman arkadaşlarınla vakit geçirebileceğini bilen, arkadaş edinme ve sosyalleşme konusunda yeteneği olan insan yalnız falan değildir.

Özgün Düşünce

Kaliteli insandır. Zihnini gereksiz ve sadece başkalarına prim sağlayan ideoloji, izm ve düşünce akımları için yormaz. Zamanını kendine, yapmaktan mutlu olduğu uğraşlara, sevdiği insanlara ayırır. Bir başkasının ideolojisini benimsemenin, ideolojiyi ortaya atan ve bundan çıkar sağlayanlardan başkasına yarar sağlamadığını bilir. Kendi düşünce ve fikirlerine sahiptir. İdeolojiler, akımlar, izmler gibi milyonların sahiplendiği, artık klişe haline gelmiş robotik şeylerin kalplerinde ve zihinlerinde yeri yoktur. özgürlerdir. Başkalarının ideolojilerini destekleyerek başkalarının egosu ve cüzdanını şişirmez, onların koltuk sahibi olmalarına katkı sağlamaz. Her zaman bir ideoloji en çok onu ilk ortaya atan insan için faydalıdır. Ona mutluluk getirir. Sonradan gelenler de bu ideolojiyi revize etmek ister. Amacı da bu ideolojiden çıkar elde etmektir. Akıllı bir insan da bu oyunun içinde yer almaz.

Özgün Düşünce

Aşırı sosyal insanlar aptaldır çıkarımı yüksek oranlarda doğru ve gerçekçi bir tespittir. Bugüne kadar tanıdığım zeki insanların istisnasız hiçbiri sosyal değildi. Ben hiçbir dizi ve filmde sosyal olmayıp da çok zeki bir karakter görmedim. Oysa gerçekten zeki insanlar, asosyal olmasalar da, sosyal hiç değildirler. Zeka ile sosyallik ters korelasyondadır. çünkü gerçekten zeki bir insan uyum sağlamakta başarısız olur. İnsanlarla aynı dilden konuşamazlar. Onlarla senkronize olmakta zorlanırlar. Zeki insanların en büyük sorunu anlaşılamamaktır. Zeki bir insanı en iyi zeki insanlar anlar. Düşünsel ve fikirsel olarak yalnız olurlar. Etkilenme eşikleri çok düşüktür ve zeki insanlar, gerçekten çok az şeyden etkilenir. İlgi alanları ortalama insanın ilgi alanlarından farklıdır. Varoluş acısı çekerler. Tüm bunlar ve benzeri şeyler zeki insanın sosyal bir insan olmasına, sosyalleşmesine engel olur.

Dostoyevski zeki insanların bir baltaya sap olamadıklarını, bilincin bir hastalık olduğunu söyler. Zeki insan bilinçli ve dolayısıyla farkındalık sahibi insandır. Bu da o insanın toplumda aktif olmasına, toplumda bir rol oynamasına engel olur. Zeka, üzerine ihtisas yaptığım, bilgili, ilgili olduğum, çok fazla düşünce ve fikirlerimin olduğu bir alan. Sosyal zeka diye bir kavrama inanmıyorum. çok sosyal insanların genellikle ahlaksız ve zekalarının düşük olduklarını gördüm. Ahlak zekanın önkoşuludur ve ahlaksız insan zeki olamaz. Aşırı sosyal olmanın etkisi, çok alkol...

Özgün Düşünce

Düzgün erkek var. Ancak siz kadınlar en çok size kaynak sağlayan, parası olan, zengin, statü sahibi, yakışıklı ama karakteri olmayan erkeklere yöneliyorsunuz. Siz zeki, ahlaklı ve nitelikli olan bir erkeğe yönelmediğiniz, talep göstermediğiniz için de erkekler değişmeye başlıyor. Sizin seveceğiniz bir insan olmaya çalışıyorlar. Yani düzgün erkek olmamasının sebebi sizsiniz. Kendimi merhametli, vicdanlı, iyi niyetli, ahlaklı, doğru, dürüst, ince, nazik olarak tanımlarım ancak kadınlar benim yerime keko, kıro, kaba, piç erkeklere yöneliyorlar. Hayatımda sadece ondan başka birinin olmayacağını hissettiği zaman terk ediyor. Demek ki siz erkeklerin sizi aldatma ihtimalini seviyorsunuz. Sizce bu sapkınca değil mi?

Özgün Düşünce

Bilinç on yıllardır üzerinde çok düşündüğüm, sorguladığım, okuduğum ve araştırdığım bir konu. İnsana en çok acı veren şeylerden biri olduğunu keşfettim. Doğuştan yüksek bir bilince sahip insanın acı çekmesi kaçınılmazdır. Bilinç arttıkça, olayları, kişileri, hayatı ve kavramları algı seviyeniz artar, üzerinde daha çok düşünürsünüz ve kaçınılmaz olarak acı çekersiniz. Varoluş sancısı çeken insanlar ekseriyetle bilinçli insanlardır ve her şeyin daha çok farkındadırlar. Bilinç arttıkça insan kendini önemsiz hissetmeye, her şeyin nedenini bulmaya çalışır. Bir işi yapmakta bile zorlanır çünkü işi yaparken, o işin neden ve sonuçlarını da düşünür. Bilinci düşük insan bir işi daha kolay yapar, çektiği acı düşüktür ve canı daha az sıkılır. Dostoyevski geniş bir bilince sahip ve kitaplarında bilinci anlatan bir yazar. Suç ve ceza'da raskolnikov geniş bir bilince sahip olduğu için kocakarıyı öldürdükten sonra vicdanı da onu öldürür. Geniş bir bilinç, kaçınılmaz olarak derin bir vicdan sahibi yapar insanı. Black mirror bu bölümde bilinci işliyor. Bilinci bir kutuya kopyalayıp o bilinci orada 6 ay boyunca yalnız ve tek başına bırakıyor. Kutunun içinde 6 ay dünyada 5 saniye. Bilinç mahvoluyor ve isteğini kabul ediyor. Burada ahlaki ve insani değerler ortaya çıkıyor. Bir bilince böylesine bir zalimliği yapmanın insani tarafı. İnsanın acı çekmesinin en büyük sebebi bilinçtir. Bilinç...

Özgün Düşünce

Zeki kadınların yalnız olması rastlantısal değildir. Bu insanların hayatları boyunca az sevgilisi olduğu gibi, arkadaşları da az olur. çünkü sahteliğe, samimiyetsizliğe, sahte sözlere tahammül edemezler. Bu durum onları yalnız olmaya iter. Gördüğüm bütün zeki kadınlar yalnızdılar. Onlar kendileriyle vakit geçiren cici kız olurlar. Ancak onlar aslında yalnız olmak istemezler. Kendileri gibi biri bulmanın zor olduğunu bildiklerinden, dahası sevgili aramanın samimiyetsiz bir davranış olduklarını bildiklerinden yalnızdır onlar. Ve bu güzel kadınlar, zeka ile edebiyat, sanat, ilim, sinema, kültür ayrımı yapabilen kadınlardır. Yani onları zeki yapan şeyin ilgilendiği dallar olmadıklarını bilirler. Kimse çok kitap okuduğu için zeki olmaz. Onları anlıyorum, ama elimden bir şey gelmiyor. Söylediklerim zeki erkekler için de geçerlidir. Onları da anlıyorum. Zeki kızlara şu şarkıyı gönderiyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=tdWxVOc9qiI&pp=ygUIZGlzZnJ1dG8%3D

Özgün Düşünce

Para boş muhabbettir. Boş insanların boş bir uğraşıdır. Kalitesiz insan göstergesidir. Paranın boş bir şey olduğuna dair benimle aynı düşünceyi taşıyan tek insan zamanında yarışma programlarına çıkarak bir çok insanı trolleyen korcan cinemre. Bir videosunda paranın boş muhabbet olduğunu söylemişti. Para için yaşamak, parayı arkadaşlıkta, sevgililikte, evlilikte ya da herhangi bir şeyde ve herhangi bir yerde kriter haline getirmek, para hırsı, paraya değer vermek, zenginlere parası var diye saygı duymak, çok para için çalışmak, zenginlik hayali kurmak çok yanlıştır ve boş insanların hareketleridir. İnsan para kazanmalı, kendi parasını kazanmalı. Hayatını idame ettirecek, bir miktar eğlenebilecek, istediği basit ya da ortalama şeyleri alabilecek kadar para kazanmalı. Ama parayı hayatının merkezi haline getirmemeli. Para kazanmanın peşine düşmek, sürekli nasıl para kazanırım diye düşünmek ve kafada kurmak doğru değil. Ancak hayat insana daha çok para kazanma ihtimali sunduğunda insan bunu değerlendirmelidir. örneğin yeni bir iş yeri açıp ticaret yapıyorsunuz. Bu iş size hayatınızı idame ettirecek kadar para kazandırıyor. Bir miktar eğlenmenize de olanak sağlıyor. Eğlenmeyi de hayatı idame ettirmeye dahil ediyorum. Bu iş yerinden daha çok nasıl para kazanırımın peşinden gitmek, bunun için zaman harcamak, sürekli iş düşünmek yanlıştır. Para kazanmak, daha çoğunu kazanmak şöyle olmalıdır: aradan bir kaç yıl geçer, iyi para...

Özgün Düşünce

The godfather filmi, karamazov kardeşler dışında, 1972 yılına kadar dünya üzerinde yazılmış bütün felsefik, edebi milyarlarca sayfalık kitapları, bugüne kadar yapılmış bütün sinema, televizyon ve tiyatro eserlerini, içlerinde gerçekten insanlara bir şeyler öğretme, anlatma, hayatı ve hayatın anlamını gösterme çabası içinde olan bütün yapıtları, kendi içinde harmanlayarak ve kendi üslubunca insanın önüne koymuş, ve o alanda gelinebilecek son noktayı, yani zirveyi hiç bırakmamak üzere yakalamıştır. Eğer uzaylılar insanların sanat hakkında düşüncelerini öğrenmek için bir fikre sahip olmak isteselerdi onlara the godfather'ı ve karamazov kardeşler'i gönderirdik.

Özgün Tespit

Zaman öyle bir güçtür ki, onunla inatlaşılmaz. Ona karşı güç gösterisi yapılmaz. Zamana karşı bir iddian varsa eğer, karşısında yok olursun. Seni hiç edebilecek yegane güç zamandır. Evrende bilinen hiçbir şey ondan daha güçlü, daha büyük ve daha değerli değildir. Zaman bütün erdemlerin, bütün bilgeliklerin, bütün iyiliklerin, bütün güzelliklerin, bütün güçlerin, bütün değerli şeylerin toplamıdır.

Özgün Analiz

Ahlaklı, duygusal, manevi, aza tamah eden, aç kalabilen, hisli, zeki, cesaretli, harama el uzatmayan, sadık, sahibi ve koruması gereken her şey için canını verebilecek, gözüpek, güçlü, ciddi, çocuklara ve masumlara zarar vermeyen, korumacı, şerefli, söz dinleyen, utanan, hızlı, çevik, eğitilemez çünkü eğitilerek bu hale gelmiş, ağırbaşlı, cana yakın, akıllı bir köpektir. Hiçbir köpeğin kangal karşısında şansı yoktur.

Türkler orta asya'dan anadolu'ya gelirken yanlarında iki şey getirdiler: atlar ve kangallar. Türkler kangalları yıllarca yetiştirdiler, onlara baktılar. Türkler nasıl bir ahlak ve maneviyata sahiplerse, kangallara da onu öğrettiler. Zorlu koşullarda yiyecekleri sınırlıydı türkler'in. Bugün kangallar kuru bir ekmeği bile yiyebiliyorlar. Koca cüsselerine rağmen az ile yetinebiliyorlar.

Bütün köpekler içinde en değerli olandır kangal. Bize Türkler'den mirastır.

Özgün Düşünce

En iyi eserler, hoşnutsuzluk üzerine meydana gelmiştir. Hayattan keyif alan, mutlu, hoşnut insanların hayata iz bırakabilme ihtimali düşüktür. Hoşnutsuzluk, mutsuzluk, acı insanın kendisinin farkında olmasına ve kendisini bilmesine sebep olur. İfade edilemeyen şeyler vardır ve onlar insanın içinde bir yumrudur. Hiçbir şeyden keyif alamamanın, mutsuz ve hoşnutsuz olmanın, acı çekmenin, varoluş sancısı yaşamanın, ezilmişliğin, kendini ifade edememenin, kendini gerçekleştirememenin bir getirisi içeride bir volkanın oluşmasına sebep olur. Yeraltından notlar, hayatı boyunca acı çekmiş bir adamın duygularını, düşüncelerini, nefretini ve öfkesini kustuğu bir kitaptır. İçteki volkanını paylaşmıştır orada. çünkü hoşnutsuzdur her şeyden. Hoşnutsuzluk, beyni ve kalbi gelişmiş, gerçekçi, karamsar ve depresif, varoluşçu, ahlaklı ve zeki insanların hayatının olağan bir parçasıdır. önemli olan hoşnutsuzluğu bir ya da birden çok alana kanalize edip kendini geliştirmek ya da bir şeyler üretmektir. çünkü bu dünyaya ait olmadığını ya da bu çağa fazla geldiğini düşünen hoşnutsuz bir insanın kendini geliştirmesi ya da bir şeyler üretmesi değer üretmek anlamına gelebilir. Geniş ve bir dipsiz bir bilincin, derin bir yüreğin, toplumda var olamamanın ve yer edinememenin bir diğer adıdır hoşnutsuzluk.

Özgün Düşünce

Başarısızlık bazen herkeste bulunmayan özel şeylere sahip olmakla doğru orantılıdır. Yüksek derinlik, donanım, bilinç, anlayış, ahlak anlayışı, maneviyat gibi soyut şeyler insanın hayatta varlık gösterebilmesine engel olur. İstediğini elde etmenin ve muvaffak olmanın önünde engeldir. Kalben ve beynen gelişmiş olmak, çok az insanın sahip olduğu münevver özelliklere sahip olmak acı vericidir ve karakter koymanın önünde engeldir. İnce, gelişmiş, derin, vicdanlı ve merhametli insanlar karakter koymakta zorlanırlar.

Özgün Düşünce

Bir insan ne kadar sığ ve yavansa o kadar çok seks düşünür. Derinlik arttıkça seks düşünme sıklığı da o derece azalır. Zeki insan iç güdülerini ve dürtülerini kontrol edebilen, otokontrol seviyesi yüksek insandır. Sürekli seks düşünen, her şeyi sekse bağlayan bir insan derinlik ve zeka gibi donanımsal şeylerden yoksundur. Böyle insanlar derinliksiz bir zihin yapısına sahiptirler.

Özgün Tespit

Her şey duygularla alakalıdır. önemli olan duyguyu hissetmektir.

Aşırı sosyal insanlar genellikle aptaldır. Sosyalleşmek için sığ ve derinliksiz şeylere sahip olmak gerekmektedir. Sosyalleşmek çevrede çoğunlukla derinliksiz insanlar, derinliksiz sözler, derinliksiz duygu ve düşünceler, derinliksiz nesneler görmek demektir. Bu ortama uyum sağlamak için derinliksizleşmeye ve derinliksiz şeylere ihtiyaç vardır. Derin, zeki, akıllı, donanımlı, yüksek ahlak anlayışına sahip, nitelikli insanlar sosyalleşemezler. Sosyal zekaları düşüktür ve sosyalleşme yetenekleri yoktur. Bu insanlar sosyalleşmek yerine eve kapanıp düşünürler, sorgularlar, şüphe duyarlar, doğrularla ve gerçeklerle yüzleşirler. İçsel bir arayış ve/veya içsel bir keşif halindedirler. Derinlikli şeylerin peşindedirler. Dışarı acil olmadıkça çıkmazlar, evcil insanlardır. Nitelikli insanlarla diyalog kurarlar ve nitelikli ve kaliteli eserlere ve düşüncelere ilgi gösterirler.

Hayat bir yolculuktur.

Mükemmel insan yoktur. İnsan ya ruhen, ya manen, ya ahlaken, ya zihnen, ya da kalben eksiktir. Her şeyin mükemmel olduğu insanlar yoktur. Hiçkimse kusursuz değildir. Ancak mükemmele yakın insanlar vardır. çok azdırlar ama yok değildirler.

Gerçek, güçlü ve sek bir karaktere sahip insanlar değişmez. Kötü olaylar, kötü tecrübeler, kötü insanlar sağlam bir karaktere sahip insanı değiştirmez. Bu günümüz dünyasında kötü bir şeydir çünkü günümüzde herkes birbirini üzmektedir ve bunu gören insan kötülük ve acı karşısında bağışıklık kazanmak ister. Değişememek acı vericidir tıpkı bilinç gibi. Ama bu gerçekten...

Özgün Düşünce

Bazı insanlar doğuştan yalnızdır. çevrelerinde insan vardır ama onlarla anlaşamazlar, aynı dili konuşamazlar, senkronize olamazlar. Farklı olmanın bedelini doğuştan yalnızlıkla ödemişlerdir. Bilinç ve farkındalık seviyeleri yüksektir. Toplumun sahip olduğu ahlak anlayışının (ya da ahlaksızlığın) çok üzerinde bir ahlak anlayışına sahiptir. İncedir, hassastır, duyarlıdır. Ve kaçınılmaz olarak insanlarla anlaşamayıp acı çeker. Bu da yalnızlıktır. Ve bu insanları toplumun çok ama çok az bir kısmı anlayabilir. Anlaşılmak az bulunur böyle insanlar için. O yüzden anlaşılmayı seçerler. Herkes sevilebilir, ama herkes gerçekten anlaşılmaz.

Özgün Düşünce

Sosyalleşmek ve genelgeçer eğlence anlayışıyla eğlenmek için sığ bir beyne ve kalbe ihtiyaç vardır. Gelişmiş, derin, donanımlı gerçekten zeki insanlar düşünmekten, sorgulamaktan insanlarla kaynaşmaya zaman bulamazlar. Onlar içsel bir keşfin ve içsel bir arayışın peşindedirler. Kendilerini dinlerler. Derinlikli şeylerin peşinde koşarlar. Derin insanlarla konuşmayı tercih ederler. Sosyalleşme ve genelgeçer şeylerle eğlenme becerisi yüksek insanlar genel olarak derinliksiz, sığ ve yüzeysellerdir.

Özgün Düşünce

Son derece zeki ve derin bir insan var. Bir kafede, bir bankta ya da evde, oturmuş sohbet ediyoruz. Sohbet bir hayli derinleşiyor. Karşılıklı düşünce ve fikir üretip, birlikte analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunuyoruz. Birbirimize bir şeyler katıyoruz. Ona, adeta bir öğretmen edasıyla bir şeyler öğretiyorum. Karşımdakinin zekasını hissediyorum. Zeka pırıltıları her yerde. Bana daha önce kimseden duymadığım düşüncelerinden bahsediyor. Bu derinlikli, nitelikli, kaliteli ve güzel sohbet başımı döndürüyor. Ve ben tüm bunlar olurken cinselliği kafamdan geçirmiyorum bile. Onunla konuşmak, felsefi bir kitap okumak ya da film izlemek gibi hissettiriyor. Tam bu sırada ikimizde susuyor ve birbirimize gülümsüyoruz. İşte o an, tahrik olduğum andır.

Özgün Düşünce

En çok saygı duyduğum insan modeli, onuru olan, değerleri olan, çizgileri olan insandır ve genellikle erkektir. Erkeklere duyduğum saygı ile kadınlara duyduğum saygı arasında çok ciddi bir fark var. Kadınlar, fiziksel ve duygusal sebeplerle çevrelerindeki insanlardan sadece kadın oldukları için ilgi görebilirler, sevilebilirler. Kadınlar anaçtır, doğurgandır, zariftir ve bu sebeplerden dolayı korunması gereken bir canlıdır. Maaşlı bir işte çalışmadan, ev işlerini yaparak, erkeklerin arkalarını toplayarak hayatta kalabilirler. Geriye kalan zamanlarda uyurlar, makyaj yaparlar, süslenirler. Bir kadının toplumdan saygı görmek gibi bir kaygısı yoktur. İhtiyacı da yoktur zaten. çünkü her zaman çevresinde onun yerine kaygılanacak, sorumluluk alacak, karar verecek, bakımını üstlenecek erkekler (baba, erkek kardeş, koca vs) vardır. Bu yüzden ve sürekli gördükleri ilgiden dolayı kendilerini geliştirmek gibi bir çaba içinde olmazlar. Toplumda varolmak ve sevmek ve sevilmek için bir şey yapmalarına gerek yoktur. Kadın oldukları için bir çok şeye, dahası bazı ayrıcalıklara sahiptirler.

Kadın, sadece kadın olduğu için değer görür ve sevilir. Kadınlar değer üretmezler. Ancak erkekler kişilikleriyle öne çıkmak ve değer üretmek zorundadırlar. Kadınlar başka hiçbir koşula bağlı olmaksızın sadece kadın oldukları için değer görürler ancak erkekler erkek olduğu için değer görmezler. Bir şekilde herkesten sıyrılmak zorundadırlar. Erkek farklı olmak zorundadır. İşte bu yüzden farklı olduğunu fark ettiğim erkeğe...

Özgün Düşünce

Yaşadığımız bu 21. Yüzyılda, insanların kafasında oluşmuş genelgeçer eğlence anlayışına ulaşmak için zeki olmaya gerek yoktur. Burger king'e, starbucks'a, kafeye, avm'ye bütün insanlar gidebilir. Hatta bu gibi yerlere en çok giden insanların çoğunlukla ortalama zekaya sahip olduğu görülmüştür. Tabii bu demek değil ki buralara giden her insan ortalama zekaya sahip. Ben de burger king'e gidiyorum. Evde oturup tavla oynamak, karşılıklı alkol içmek için bir zekaya gereksinim duyulmaz. Eğlenmek, yani insanların kafasındaki genelgeçer eğlenme anlayışı için zeki olmaya gerek yok. Hatta bu eğlence anlayışını en çok ve en iyi uygulayan insanların ortalama zekaya sahip olması gibi bir veri var elimde. Ortalama zekanın biraz üzeri, ortalamadan daha elit, daha iyi zevkleri olan kimi insanlar da sinema, edebiyat, sanat, ilim, felsefe, bilgisayar oyunları konuşarak eğlenir. Bu eğlenmenin ortalama eğlenceden biraz daha kaliteli olanıdır ve genele yayılmasını istediğimdir. Ne yazık ki az bir kesim böyle bir eğlence anlayışına sahip. şimdi anlatacağım kısım ise, zekanın eğlenceden üstün olduğunu, gerçekten zeki insanın aslında ne kadar nitelikli bir şekilde eğlendiklerine ya da eğlenebildiklerine bir göstergedir.

Zeki bir insan, ortalama insanlarla eğlenemez. Zeki insanlar bu hayata eğlenmek ya da mutlu olmak için gelmediklerinin farkındadır. Dostoyevski de insanın bu hayata mutlu olmak için gelmediğini söyler. Yani amaç eğlenmek değildir....

Özgün Düşünce

Çok zeki olmak korkutucudur. Diğer insanların size kendileriyle ilgili verdikleri her bilgiyi alt alta koyup büyük resme ulaşabilirler. İnsanları çok iyi tanımak kötü bir şeydir çünkü herkesin bir kusuru vardır. Aşırı zeki insanların beyinleri normal çalışmadığı için, diğer insanlarla beyinler arası veri alışverişi sorunlu olur. Bu da aşırı zeki insanın ortalama zekayla anlaşamamasıyla, senkronize olamamasıyla sonuçlanır. Başkalarıyla aynı dili konuşmakta zorlanmak demektir aşırı zeki olmak. çünkü dünya görüşleri, düşünceler, fikirler, bakış açıları çok farklıdır. Aşırı zeki insan olaylara herkesin penceresinden bakabilirken, ortalama zeka onun penceresinden bakamaz. İstatistiklere başvururken kendini saf dışı bırakıp "benim dışında" demektir aşırı zeki olmak, çünkü bu insanın yaptıklarının nedenleri herkesin nedeninlerinden farklıdır. İnsanlara ahlakı, iyiliği, güzelliği öğretmeye çalışırken, en büyük yükü kendisinin sırtlamasıdır. çünkü bir öğretmen eylemleriyle de herkese örnek olmalıdır. İnsanlara söylediği, salık verdiği her şeyi kendisinin de uygulamasıdır. Bu belki iyi ve ahlaklı insan tanımına girse de, zeki insanlar zaten iyi ve ahlaklı değiller midir?

(bkz: Yüksek ahlak anlayışı için zeka gereklidir)

https://www.nature.com/articles/s41467-023-38626-y

Buradaki makalede de görüldüğü gibi, aşırı zeki insanlar problem çözmede geç kalabilirler. Zihinleri o kadar hızlı çalışır ve onlarca farklı şeyi bir anda yapar ki, gerçek hayata yansıması yavaşlık olur. Hangi birinden başlayacaklarını bilemezler. çok düşünmek; zihnin, duyguların ve düşüncelerin sürekli...

Özgün Düşünce

İnsan bilgiyi zihninde efektif bir şekilde işlememişse bilginin değeri ve önemi yoktur. Bir insanın düşünerek elde ettiği doğru çok değerlidir. Düşünen insanla öğrenimden geçmiş insan aynı zihinsel yoğunluğa sahip değildir. Kendi kanaatleri olan insanla kitaplardan kanaat edinmiş insan aynı mertebede değildir. Düşünmek zihinsel cehaleti, okumak maddi cehaleti ortadan kaldırır. Maddi cehalet ortadan kaldırılabilir, zihinsel cehaleti ortadan kaldırmak zordur. Düşünmek kişinin kendisini, okumak başkalarını takip etmektir. Okumak ve öğrenmek özgür irade ile, her türden zekaya sahip insanın gerçekleştirebileceği bir şeyken, düşünmek belli bir gelişmişlik göstergesidir. Düşünmek kişinin kendi zihinsel üretimini gerçekleştirmesiyken, okumak üretilmiş olanı tüketmektir. Düşünmek kişinin kendi akıl ve zekasının ekmeğini yemesidir, okumak başkalarının akıl ve zekasına güvenmektir ve çoğunluk kitapları test etmez. Oysa düşünce sürekli yenilenebilir ve geliştirilebilir. Bir düşünce bir önceki düşünceyi yalanlayabilir ve insanı daha iyi ve büyük bir doğruya sevk edebilir. Bir insanı düşünmeye, bir diğerini okumaya yönelten şey iki insan arasındaki nitelik farkını ortaya koyar. çok okumakla, doktora yapmakla, eğitim seviyesinin yüksekliğiyle övünen insan şahsım adına sığdır, çok düşünen insan düşünmenin getirdiği erdeme ve tevazuya sahip olduğu için bununla övünmez. Okumak, kreatif ve özgün olamayan, yeni şeyler söyleyemeyen ortalama insanların sığındığı ve yapabileceği en iyi şeyken, belli bir seviyenin üzerinde, belli bir mertebeye erişmiş insanlar...

Özgün Düşünce

Saygı duymamak ile saygısızlık yapmak aynı şey değil. Saygı duymamak başkadır, saygısızlık yapmak başkadır. Saygısızlık yapmak için eylem gerekir. Herhangi negatif bir eylemde bulunmadan içsel olarak saygı duymak zorunda değilim. Yaptıklarını onaylamak ve desteklemek zorunda değilim.

Özgün Düşünce

Derin, bilinçli, anlayışlı, ahlaklı, zeki, donanımlı bireyler psikolojik ve duygusal acı çekerler. Toplumun olduğundan daha üst bir ahlaka sahip olmak dışlanmak demektir. özel ve farklı olmak da dışlanmaktır. Bilinç ve anlayış gücü her şeyi anlamakla eş değerdir ve bir insanın payına düşen bilinç ve anlayış seviyesi sınırlıdır. Fazlası acı vericidir. Toplumun çoğunluğunda olmayan şeylere sahip olmak, insanı daha acı çeken bir insan haline getirir lakin bu insanı daha insan yapar.

Özgün Düşünce

Sürekli hissedildiği taktirde tesiri azalan duygu. İnsan sürekli mutlu olursa bir zaman sonra mutluluk eşiği artar, her şeyden mutlu olamaz. Bağışıklık kazanır. Doygunluk yaşar. Mehmet pişkin ülkenin geri kalanına nispeten daha zengin, hayat kalitesi yüksek bir insandı. Onu intihara yönlendiren şey doygunluktu. Yaşayacağı bir şey kalmamıştı. Onu intihara götüren şeylerden biri de buydu. İnsan mutsuz olmalı ki mutluluğun anlamı ve değeri olsun. Bir şey ne kadar az yaşanırsa o kadar değerli olur. Ne kadar çok yaşanırsa o kadar sıradanlaşır. O sebepten bazen mutsuz olmak gerekiyor.

Hayatta hep mutlu olursam hayalini kuracak neyim kalır?

Dostoyevski

Özgün Söz

"Bütün hayatını cevaplar bulmak için harcadın; çünkü bir sonraki cevabın bir şeyleri değiştireceğini, seni daha az mutsuz hale getirebileceğini düşünüyorsun. Ve biliyorsun ki soruların tükendiği zaman sadece cevapların tükenmeyecek. Umudun da tükenecek."

Özgün Analiz

Breaking bad, bu çağda gördüğümüz tüm klişelikleri bir kenara atarak, sana düşünmen gerektiğini söylüyor ve buna bağlı olarak kalbinde gerçekleşecek duygusal fırtınaların kıvılcımını oluşturuyor. Basit bir olay örgüsünden yüzlerce kovalamacalar, küfürlü cümlelerle birlikte süslü replikler, arka plandaki acıklı bir müzikle 3 dakikalık ölüm sahnelerini göremezsin breaking bad'de. Bu dizi, yeni bir sanat akımı başlatacak kadar teknik sunuyor insanlara. Televizyonun buram buram klişe koktuğu 21. Yüzyılda, breaking bad, dostoyevski'nin yazdığı suç ve ceza'yı okuturcasına izlettiriyor kendini. Evinde poster diye kullanabileceğin kamera açılarını görüyorsun bu dizide. The godfather'ın sinema tarihindeki yerini, breaking bad televizyon tarihinde alıyor. Breaking bad, william shakespeare şiirselliğini ve dostoyevski'nin romanlarındaki kasvetliğini birleştiriyor kendinde. Sadece bunu yapmakla kalmıyor. Einsteinvâri bir dehayla, goethe karışımı bir estetiklikte sunuyor.

Özgün Analiz

1) the wire: senaristinin 10 yıl boyunca dizinin çekildiği bölgede gazetecilik yaptığı, gerçek hayattaki suçlu insanların dizide rol aldığı, epik bir anlatıya, felsefik bir yöne, sistem eleştirisine ve aforizmalara sahip gelmiş geçmiş en gerçekçi dizi. The wire bugün okullarda ders olarak okutulmaktadır.

2) breaking bad: televizyonda çok yeni teknikler sunan, karakter analizinin en iyi yapıldığı, ana karakterin harika bir oyunculuk sergilediği bu dizi muhteşem bir sanatsallık örneği. Bir sanat eseri.

3) the sopranos: televizyonun en iyi antikahraman karakterine sahip bu dizi, psikoloji üzerine kuramlar barındıran, sağlam alt metinlere sahip, bir mafya dizisinden fazlası.

4) oz: bütün çıplaklığıyla hapishaneyi ve mahkumları anlatan bu dizi, felsefik bir yönü olmasının yanında sistem eleştirisi içeriyor. Karakterlerin ağzından aforizmalar söyleten oz, çok iyi bir hapishane dizisi.

5) `dekalog`: daha dramatik bir dizi izlemedim. Kieslowski'nin polonya televizyonu için yaptığı bu dizi, seyircinin kalbini acıyla doldurup esir alıyor. Hayatın anlamını arıyor. özellikle kubrick'in övgüyle bahsettiği bu diziyi tavsiye ediyorum herkese.

6) six feet under: ölüm üzerine daha iyi bir dizi izlemediğinize eminim. ölüme ve hayata dair çok güzel aforizmaları olan bu dizi, seyirciye kendini yakın hissettiriyor. Kendinizden bir şeyler bulacaksınız.

7) chernobyl: bir hayli vurucu olan bu mini dizi, pripyat çernobil patlamasını ve olay sonrasını anlatıyor. Atmosfer...

Özgün Düşünce

Hayat nasıl yaşanır ve nasıl insan olunur?

Yazacaklarım, doğduğum günden bugüne üzerine hayatımı kurduğum ve yaşamımın sonuna kadar böyle yaşayacağım en büyük, en değer verdiğim, en önemli şeyler.

Yaşamımda ve yüreğimde ezelden beri yaşam bulmuş ahlaki ve manevi her şey:

1) islam

Benim için en büyük, en değerli, en önemli şey islam'dır. Bu münevver şeye çok büyük sevgi ve saygı duyuyor ve değer veriyorum. Beni ben yapan önemli bir değerimdir islam.

2) onur

Ben onurum için yaşarım. Dünyada tek bir insan bile onurumdan haberdar olmasa, asla vazgeçmeyeceğim, canım gibi koruduğum değerli bir şeydir. Son nefesime kadar benimle kalacak ve insanların bildiğim tüm insani değerlerinden daha önemli olan şeydir. Onur anlatılacak bir şey değil, yaşanılacak en önemli değerlerden biridir. Bir topluluk içerisindeki en önemli ve değerli insanlar onurlu insanlardır.

3) namus

Namus, aklın sınırlarını zorlayacak kadar önemlidir. Namus kadının iffetidir. Dürüstlük, iyi bir insan olmak, ahlak da namustur.

4) duygular

İnsanoğlu her şeyin yalnızca duyguyu hissetmek olduğunu anladığı zaman büyüyecek. Sanıyor ki arasındaki arkadaşlığı iyi anlaşmaya borçlu. İyi anlaşmak bir etken, ama insanların samimiyetini belirleyen en büyük şey o kişiyle konuşurken her sohbetten etkilenmektir. Bunu haz almak, iyi hissetmek, bir şeyler öğrenmek takip eder. Hoşuna gitmediği, sıkılmaya başladığı ya da tamamen...

Özgün Düşünce

Güzel insanlarla karşılıklı düşünce ve fikir üretmek, analiz, çıkarım ve tespitlerde bulunmak.

Bir insanın ruhumu doyurmasından ve bir insanın ruhunu doyurmaktan aldığım hazzı hiçbir şeyden alamıyorum. Bu da genel olarak ahlaklı, dürüst, zeki insanlarla mümkün oluyor. Ahlaksız, iffetsiz, karakteri zayıf bir insan beni sevse de etkilenemiyorum. O insanla eğlenceli bir sohbet edemiyorum, eğlenemiyorum.

Güzel bir insanı ne kadar iyi, çok ve sağlıklı tanıyorsam, o insanla o kadar güzel ve nitelikli eğleniyorum.

Benim için eğlenmek, ahlaklı, nitelikli, zeki insanlarla karşılıklı duygu, düşünce, fikir alış verişi yapmak, sanat, felsefe ve ilimden konuşmaktır. Fakat yeni tanışılan bir insanla öyle bir kimya yakalanır ki, yıllardır tanıdığım insanlarla öyle güzel bir sohbet etmemişimdir mesela.

Güzel bir insanla (manevi bir güzellik) bir dünya oluşturmayı, o evrenin içine kendimi, onu ve istediğim diğer herkesi ve her şeyi koymayı seviyorum. Böyle bir dünyada atmosfer kendiliğinden oluşmaya başlıyor. Ambiyanstan kendim de etkileniyorum. Bu ikilinin güzel bir şarkısı oluyor. Nitekim bir çok kere farklı bir dünya oluşturmuşumdur bir çok insanla. Kendi başıma vakit geçirmeyi de bilen bir insanım ve yıllardır yalnız bir hayat yaşıyorum. Fakat en güzel, iyi ve nitelikli eğlencem, masum, saf, temiz, ahlaklı, zeki, nitelikli insanlarla paradan, güçten, maddiyattan, gündelik hayatta maruz kalmak zorunda kaldığımız şeylerden uzak, özgün...

Özgün Düşünce

Sanat; bilim gibi değildir. Bilim gibi belli başlı yasalara uymak ve yönergeleri takip etmek zorunda değildir. Felsefe de bilim gibi, belli bir disipline uymak zorundasınızdır. Felsefede; belli bir problem üzerine yoğunlaşmak için, o konuyla ilgili sizden önce yazılmış olan onlarca, yüzlerce kitabı okumak gerekmektedir. Sanat ise, duygu ve düşüncelerin aktarılışıdır. Herkes sanatçı olamaz, çünkü sanat, sanatçının; içinde barındırdığı duygu ve düşüncelerin, tıpkı bi yanardağın patlaması gibi bir form halinde insanların önüne sunulmasıdır. örneğin the godfather filmini izlerken, filmin içinde kaybolup gider, farklı şeyler hissedersiniz. İşte o farklı şeyler, en çok da yönetmenin filmin içine serpiştirdiği iç dünyasının bir yansımasıdır.

Sonuç olarak, sanat; iç dünyanın yoğun, acı verici ve çetrefilli kısımlarından sonra doğmuş, bir bebektir. Sanat eserinin ortaya çıkış sürecinin en büyük bölümü, sanatçının varoluş gibi içsel, zihinsel ve duygusal acıların akabinde gerçekleşir ve esere noktayı koyan şey sanatçının çektiği bütün o ızdırapları bir form haline getirip (sinema, edebiyat, müzik, oyun, tiyatro, dizi gibi) insanların önüne sunmasıdır.

Özgün Düşünce

Bir kaç yıl önce düşünmenin erdemliliği üzerine düşündüm. Düşünmek, bir erdem miydi, bir zorunluluk mu; iyiye, doğruya, gerçeğe ve güzele ulaşmanın yolu mu, yoksa sonucunda ulaşmış, varmış ve türetmiş olduğumuz düşüncelerimizin tamamen bize ait olan gerçek şeylerden biri olmasından ötürü değerli bir hazine miydi?

Düşünmek; insanın hayata, insana ve evrene karşı keşif yapmasını, bir şeyler keşfetmesini sağlar. Düşünmek tam manasıyla bir şeyleri akledebilmek, anlamak, anlamlandırmak, fark etmek, algılamak gibi insani özelliklerle de doğrudan ilişkilidir. Bütün kitaplar birer düşünce ürünü eserlerdir. Bizi medeniyete taşıyan en önemli şeylerden biri; o içinde ana fikir, ana düşünce, ana tema, alt metin taşıyan düşünce ürünü kitaplardır.

Edebiyat, sinema, felsefe, psikoloji gibi alanlar; düşünceler üzerine örülmüştür. Hepsi, duygu ve düşüncelerin beslediği; bilinç taşıyan birer yaşam formu gibi asil bir şekilde tüm görkemiyle ortadadır. Sinirbilim gibi bir alan neden dünyanın en harika bilim dallarından, belki de en harika olanıdır? çünkü sinirbilim (nöropsikoloji de diyebiliriz), evrenin en karmaşık yapısı olan beyin üzerine araştırmalar yapmaktadır. Beyin o kadar karmaşıktır ki, henüz aydınlatılamamış çok noktaları vardır. örneğin %100 bi göz nakli ne geçmişte, ne bugün, ne de gelecekte, hiçbir zaman yapılamayacaktır. çünkü gözün arka tarafı, beyine milyonlarca (milyarlarca ya da trilyonlarca da olabilir) minik bağlantılarla bağlıdır.

Düşünmek; beyinle olduğu kadar,...

Özgün Tespit

çok değil 10-15 yıl öncesi toplum içinde sesli konuşup şımarınca utanmıyordun. Genel olarak kimse seni tınlamıyor(yaşın gereği) sende onları tınlamıyordun. Kalabalık içinde herkesin dikkatini çekerek eğlenmek senin için garip değildi. Şimdi 30 yaşındasın ve bunları yapınca toplum tarafından ayıplanacağını biliyosun. "Şu adama bak 30 yaşında saçma sapan hareketler yapıyor" der toplum diye düşünüyorsun. Ve artık o gençliğindeki eğlenceli anıların yeniden yaşamayacağın için içini hüzün kaplıyor. Yaşlandın ve artık düpedüz bi adamsın ....

Özgün Söz

Kendini olduğundan güçlü görmek, çoğu zaman bir yanılsama değil, hayatta kalmanın ta kendisidir. İnsan, kendi sınırlarını bilmenin dayanılmaz ağırlığı altında ezilmemek için bilinçdışı bir pazarlık yapar; gerçeklik ile arzu arasındaki o ince çizgide kendine daha geniş bir alan açar. Bu alan, Raskolnikov'un kendini sıradanlığın üzerinde konumlandırması gibi, vicdanın sesini bastırmak için kurulmuş bir savunma mekanizmasıdır. o, kocakarıyı öldürdüğünde aslında kendi içindeki sıradanlık korkusunu da öldürmeye çalışıyordu; ama geniş bilinç, en büyük cezayı kendisi keser.

Bu durumun kökeninde, toplumun dayattığı başarı ve yeterlilik mitleriyle yüzleşememenin getirdiği bir kırılganlık yatar. Nitelikli olana duyulan özlem ile niteliksiz kalma korkusu arasında sıkışan birey, kendini olduğundan büyük göstererek aslında en derin eksikliğini örtbas eder. Aşağılık kompleksinin gölgesinde büyüyen bu sahte güç, tıpkı bir jüri üyesinin suçlu çocuğu canı pahasına savunması gibi, kişinin kendi içindeki çatışmayı dış dünyaya yansıtmasıdır. Çünkü kendini güçlü görmek, çoğu zaman güçsüzlüğünü kabul etmekten çok daha kolaydır; kabul, beraberinde değişimi, değişim ise bilinmeyen bir eşiğe adım atmayı gerektirir.

Oysa gerçek güç, bu yanılsamayı sürdürmekte değil, kendi sınırlarının farkında olarak o sınırları zorlamakta saklıdır. Bir insanın kendini sevmesi, kusurlarını görmezden gelmesi değil, onlarla barışık yaşamasıdır. Kendini olduğundan güçlü görmek, başkalarıyla kurduğun diyalogları da sahte bir zemine oturtur; çünkü karşındakiyle gerçek bir senkronizasyon yakalamak,...

Özgün Çıkarım

Okumuşluk, çoğu zaman birikimle karıştırılır. Oysa birikim, kitapların arasında geçen yılların değil, o kitapların içindeki cümlelerin hayatınıza değip değmediğinin göstergesidir. İnsanlar kütüphaneler dolusu bilgiyi ezberleyip yine de hayatın en basit sorusu karşısında çaresiz kalabilir. Bilgelik ise bambaşka bir yerde durur; orada ezber yoktur, anlamak vardır. Bir cümleyi yüzlerce kez okumakla, o cümlenin içinizde yankılanmasına izin vermek arasındaki fark gibidir bu. İlki birikimdir, ikincisi dönüşümdür.

okumuş insan, bilgiyi taşır; bilge insan, bilgiyi yaşar. Taşımak kolaydır çünkü dışarıda duran her şey gibi yüzeyseldir. yaşamak ise acıtır; çünkü bildiğiniz şeyin gereğini yapmak, çoğu zaman konfor alanınızdan çıkmayı zorunlu kılar. Bir şeyi bilip insanlara anlatamamaktan daha kötüsü, bildiğini yapamamaktır. Bu cümle, okumuşluk ile bilgelik arasındaki uçurumun en net fotoğrafıdır. okumuşluk size cümleler verir; bilgelik ise o cümlelerin altında ezilmeden yürümeyi öğretir. Ama ezilmeden yürümek nedir? Acı çekerek, hata yaparak, bazen dizlerinizin üstünde sürünerek öğrenilen bir denge sanatıdır.

Bir de şu var: İnsanlar derin, karmaşık ve nitelikli bir zihne pek saygı göstermezler. Çünkü derinlik, emek ister; emek ise çoğunluğun kaçındığı bir yüktür. Okumuş insan bu yükü sırtlanır ama çoğu zaman bunu bir gösterişe dönüştürür. Oysa bilge, yükünü içinde taşır; dışarıdan bakıldığında sıradan görünür. Sıradanlığın içinde saklı bir derinlik, kalabalığın gözünden kaçar. Çünkü kalabalık, parlak olanı...

Özgün Söz

Zekânın yalnızlıkla arasındaki ilişki, çoğu zaman yanlış okunur. İnsanlar bunu bir ödül ya da ceza gibi görür; oysa derin düşünen birinin yalnızlığı ne bir kaçıştır ne de bir kayıp. Bu, düşüncenin doğal bir sonucudur. Kalabalıklar içinde bile sürdürülen o iç konuşma, kişiyi kendi zihninin derinliklerine çeker ve orada öyle verimli bir sessizlik başlar ki, dışarıdaki gürültü anlamsızlaşır.

Varoluş sancısı çeken insanlar ekseriyetle bilinçli insanlardır. Her şeyin daha çok farkındadırlar; bu farkındalık onları sosyalleşmek yerine eve kapanıp düşünmeye, sorgulamaya, şüphe duymaya iter. Doğrularla ve gerçeklerle yüzleşmek kolay iş değildir. Bu yüzden zeki insanların çevresinde az ama öz insan bulunur. Onlar için sohbetin niteliği, niceliğinden her zaman üstündür; sıradan bir muhabbetin içinde kaybolup gitmektense, birkaç saatlik derin bir konuşmayı tercih ederler. Bu seçim kibir değil, zihnin açlığıdır.

Başarıya gelince... İşte asıl mesele burada düğümleniyor. Yalnızlık, zeki insanın üretimini besleyen en verimli topraktır. Bir insan ne kadar derinse, ürettiği eser de o denli çarpıcı ve ilginç olur. Çünkü derinlik, yüzeyde görünmeyen bağlantıları kurmayı gerektirir ve bu bağlantılar ancak sessizlikte, dikkat dağıtıcı unsurlardan uzakta kurulabilir. Kalabalıklar fikir verir belki ama onları olgunlaştıran hep o yalnız saatlerdir. Ne var ki bu durumun bir de gölgesi vardır. Zeki insan, kendi standartlarını o kadar yükseltir ki başarıyı...

Özgün Söz

Zekâ ile servet arasında kurulan doğrusal ilişki, insanlık tarihinin en büyük yanılgılarından biridir. toplum, parlak zekâların neden çoğu zaman kenarda kaldığını sorgulamaz; onları görmezden gelir ya da daha kötüsü, dışlar. Oysa mesele, zekânın paraya dönüşememesinde değil, zekânın kendisinin farklı bir değer ölçeğine tabi olmasında gizlidir. Zeki insan, dünyayı olduğu gibi kabul etmek yerine onu anlamaya çalıştığı için, sistemin dayattığı kural oyunlarına katılmakta zorlanır.

Sıradan zekâ, mevcut düzenin içinde avantaj elde etmeye odaklanırken; üstün zekâ, düzenin kendisini sorgular. Bu sorgulama, kişiyi maddi kazançtan çok içsel bir arayışa iter. Çünkü zeki insan, paranın bir amaç değil, araç olduğunu bilir; fakat bu bilgi, onu sistemin işleyişine uyum sağlamaktan alıkoyar. Sabah dokuzda işe gitmek, mesai saatlerini doldurmak, patronun isteklerini sorgusuzca yerine getirmek; zihni sürekli daha büyük sorularla meşgul olan bir insan için adeta bir hapishane gibidir. Albert Einstein'ın da belirttiği gibi, zekâsıyla övünen bir insan, hapishanesinin genişliğiyle övünen insana benzer. Bu hapishanenin duvarları, toplumun dayattığı çalışma düzeni, tüketim alışkanlıkları ve kariyer beklentileriyle örülmüştür.

Farklı olmanın bedeli çoğu zaman doğuştan yalnızlıkla ödenir. Zeki insan, çevresindeki insanların konuşmalarının yüzeyselliğini, kaygılarının küçüklüğünü görür; bu durum onu toplumdan uzaklaştırır, iç dünyasına çekilmeye iter. Yalnızlık, onun hem en büyük düşmanı hem de en sadık dostudur. Çünkü düşünmek için yalnızlığa...

Özgün Tespit

İnsanın kendine dair en büyük yanılgısı, dünyayı olduğu gibi gördüğünü sanmasıdır. Oysa gördüğümüz şey, çoğunlukla içimizdeki karanlığın ve aydınlığın dışarıya vurmuş gölgesidir. Bu yüzden bir manzara karşısında iki kişi aynı duyguyu yaşamaz; biri huzur bulurken diğeri o manzarada kaybolmuşluğunu seyreder. Bakış açısı dediğimiz şey, aslında içsel keşiflerimizin toplamıdır; ne kadar derine inebildiysek, dışarıyı da o kadar net görebiliriz. Ama bu derinlik kolay kazanılmaz; çoğu zaman acıyla, sorgulamayla ve yalnızlıkla örülür.

Zeki insanların çoğunun sosyal olmaması tesadüf değildir. Kalabalıklar, derinlikten kaçanların sığınağıdır; orada herkes birbirinin yüzüne bakar ama kimse gözlerinin içini görmez. Sosyalleşmek, çoğu zaman derinliksiz sözlerin, derinliksiz kahkahaların ve derinliksiz ilişkilerin arasında kaybolmaktır. oysa içine dönük insan, bu gürültünün içinde kendi sesini duymaya çalışır; çoğu zaman da duyamaz. Bu yüzden yalnızlığı seçer; ama bu seçim bir kaçış değil, bir arayıştır. Kendini tanımayan insan, başkalarını da tanıyamaz; çünkü her ilişki, önce kendimizle kurduğumuz ilişkinin bir yansımasıdır.

Gerçek öğretmenlerin içinde tutku ve arzu barındırdığını söyleyenler haklıdır; ama bu tutku, bir şeyi elde etme hırsı değildir. o, vücudun kendiliğinden nefes alması gibi, istemdışı ama içten gelen bir akıştır. Bu tür insanlar anlatmak zorunda oldukları için değil, anlatmadan edemedikleri için konuşurlar. onların sözleri, seyirciye bir şey öğretmekten çok, seyircinin kendi içinde sakladığı gerçekleri keşfetmesine...

Özgün Çıkarım

İnsanı en çok yoran şey nedir diye düşünüyorum da, çoğu zaman cevap dışarıda değil içeride saklı. İçimizde biriken, adını koyamadığımız o ağırlık; kelimelere dökülemediği için büyüyen bir karanlık. Oysa yaratma eylemi, tam da bu isimsiz yükü biçimlendirmenin en eski yoludur. Bir tuval, bir sayfa ya da bir melodi; hangi araçla olursa olsun, içerideki kaosu dışarıya aktardığınız anda onun üzerinde bir güç kazanırsınız. Çünkü biçim verilemeyen duygu, insanı esir alır; biçim verildiğinde ise ona dışarıdan bakabilme lüksü doğar.

bu yüzden yaratmak, bir tür kaçış değil; aksine yüzleşme biçimidir. Kişi kendi içine baktığında ne kadar karanlık, ne kadar dağınık bir manzarayla karşılaşırsa karşılaşsın, onu bir hikâyeye ya da bir imgeye dönüştürdüğünde o manzaranın bir parçası olmaktan çıkar. Dizilerdeki suçlu karakterlere bakarız da, oyuncuların sanki gerçekten suçluymuş gibi davrandığını düşünürüz. Bu bir tesadüf değildir; iyi bir oyuncunun yaptığı şey, kendi içindeki karanlıkla temas kurup onu bir role dönüştürmektir. O an, kendi karanlığı onu yönetmez; o, karanlığını yönetir. İşte özgürlük denen şey de tam olarak budur: içindeki malzemeyle baş edebilmek, onu dönüştürebilmek.

Modern hayatın bize dayattığı düzen ise bunun tam tersini talep eder. Sürekli üretmemiz, tüketmemiz ve belirli kalıplara uymamız beklenir. Ne yazık ki modern dünya, insanın manevi sorumluluklarının yerini maddi sorumluluklarla değiştirdi. Bu...

Özgün Fikir

Zeki insanların fakir kalması, çoğu zaman bir tesadüf ya da şanssızlık meselesi değildir. Bu, onların dünyayı algılama biçimleriyle doğrudan ilişkilidir. zekâ, kişiye çevresindeki sistemin açıklarını, toplumun ikiyüzlülüklerini ve insanların zayıflıklarını görme yetisi verir. ancak bu görüş, çoğu zaman kişiyi oyuna dahil olmaktan alıkoyar. Çünkü oyunun kurallarını anlamak, o kurallara uymayı gerektirmez; hatta çoğu zaman tam tersine, kuralları anlamak oyundan soğumaya yol açar.

parayı kazananlar genellikle en zeki olanlar değil, en uyumlu olanlardır. Sistem, sorgulayan değil, onaylayan bireyleri ödüllendirir. Zeki insan ise sorgular; üstelik bu sorgulama bazen onu felç eder. Her fırsatın riskini, her yatırımın altındaki ahlaki çelişkiyi, her başarının bedelini görür. Bu derinlikli bakış, harekete geçmeyi zorlaştırır. Oysa zenginlik, çoğu zaman derin düşüncenin değil, hızlı ve cesur eylemlerin sonucudur. Zeki insan düşünürken, daha az zeki olan ama daha atılgan olan insan harekete geçer ve ödülü toplar.

Bir de takıntı meselesi var. Zeki insanların kendi iç dünyalarında kurdukları o mükemmel düzen, dış dünyanın kaosuyla uyum sağlamayı güçleştirir. Onlar, sıradan insanların kolayca geçiştirdiği tutarsızlıkları, sahtelikleri ve vasatlıkları görürler. Bu da onları yalnızlaştırır. İnsanlarla iyi anlaşamazlar çünkü konuşmaların yüzeyselliği, onların derinlik ihtiyacını karşılamaz. Bu yalnızlık, ekonomik başarı için gerekli olan sosyal ağları kurmayı engeller. iş dünyası, ne yazık ki, en çok da ilişki...

Özgün Çıkarım

zekânın bedeli ödenirken genellikle yalnızlıkla ödenir. Fakat asıl trajedi, bu yalnızlığın içinde bile insanın kendi bedenine, o en ilkel ve en kontrol edilemez yanına yenik düşmesidir. Düşünen bir kadın için bu, çift taraflı bir kıskacın tam ortasında durmaktır: bir yanda her şeyi analiz eden, sorgulayan, anlam arayan zihin; diğer yanda ise tüm bu zihinsel donanıma aldırış etmeden varlığını dayatan, doyurulmayı bekleyen bir arzu. Bu iki güç arasında sıkışıp kalmış kadın, ne tam anlamıyla entelektüel bir huzura erişebilir ne de bedeninin çağrısını görmezden gelerek sözde bir aydınlanma yaşayabilir.

Bilinç dediğimiz şey, aslında insanın en büyük lanetidir. Hayvanlar yalnızca hisseder; biz ise hissettiğimiz şeyin üzerine düşünür, onu etiketler, ondan utanır ya da onu yüceltiriz. Yüksek zekâya sahip bir kadının trajedisi de tam burada başlar: o, arzusunu yalnızca yaşamaz; onu analiz eder. Arzuladığı erkeği izlerken, onunla kuracağı ilişkinin muhtemel sonuçlarını, bu ilişkinin onu nereye götüreceğini, hatta bu arzunun kendisini neden bu kadar güçlü bir biçimde ele geçirdiğini düşünmeden edemez. Zihni, en mahrem anlarında bile devreye girer ve o anın saflığını bozar. Bu yüzden onun için cinsellik asla yalnızca cinsellik değildir; bir güç mücadelesi, bir keşif alanı, bazen de bir kaçış noktasıdır.

toplumun kadına biçtiği rol ile kadının kendi içinde hissettiği arasında uçurumlar vardır....

Özgün Tespit

Zekânın insanı yalnızlaştırdığı fikri, çoğu zaman bir tür romantik yakınmaymış gibi karşılanır. Oysa mesele, zeki insanın etrafındakilerden üstün olduğu için yalnız kalması değildir. Mesele, onun dünyayı algılama biçimiyle çevresindekilerin algılama biçimi arasında açılan uçurumun, zamanla bir iletişim kopukluğuna dönüşmesidir. Bu kopukluk, kibirden ya da kendini beğenmişlikten değil, tam tersine, çoğu zaman zeki insanın kendi farklılığını idrak etmesinden ve bu farklılığı nasıl konumlandıracağını bilememesinden kaynaklanır.

Düşünmeye, sorgulamaya ve şüphe duymaya programlı bir zihin, her şeye dair büyük teamüller geliştirir. Bu teamüller, onun için dünyayı anlaşılır kılan haritalardır. Ne var ki bu haritalar, başkalarının basit ve doğrusal çizdiği yollarla örtüşmez. Sıradan bir sohbette birinin "hava bugün çok güzel" demesi, yalnızca bir hava durumu tespitidir. zeki insan ise bu cümlenin arkasındaki sosyal ritüeli, karşısındakinin ruh halini, konuşmayı başlatma ihtiyacının psikolojik kökenini ve hatta bu basit cümlenin içerdiği kültürel kodları görür. Gördükçe de katılımı zorlaşır. Çünkü o artık masum bir hava muhabbetine dahil olamaz; her cümle onun için çok katmanlı bir analiz nesnesine dönüşmüştür.

Bu durum, zeki insanın kendisini sürekli olarak dışarıdan izlemesine de yol açar. Kendi davranışlarını, sözlerini ve hatta düşüncelerini bir başkasının gözünden değerlendirme alışkanlığı, onu içten içe yoran bir çift bilinçlilik hali yaratır. Bir topluluk içinde şaka yapar, herkes güler; ama...

Özgün Düşünce

Düşünmek, insanı önce kalabalıklardan ayırır. Sonra, daha da derinlere daldıkça, o kalabalığın içinde yalnız kaldığını fark eder. Bu yalnızlık, bir tercih değil; zihnin farklı bir frekansta çalışmasının doğal bir sonucudur. Çünkü derin düşünen insan, çoğunluğun üzerinde mutabık kaldığı basit zevklerde, sıradan eğlencelerde ve günlük telaşlarda artık kendinden bir parça bulamaz. Ortalama bir sohbetin akışı ona anlamsız gelir; çünkü o, cümlelerin ardındaki niyeti, davranışların altındaki çelişkiyi görür. Bu görme hali, bir üstünlük değil, adeta bir lanettir; çünkü gördükleri onu hem besler hem de etrafındaki herkesten uzaklaştırır.

Kalabalık bir odada en yalın gerçeği gören kişi, çoğu zaman en sessiz olandır. Söyleyeceklerinin anlaşılmayacağını bilir; anlaşılsa bile kabul görmeyeceğini sezer. Zeki insanın ortalama insanlarla eğlenememesi bundandır. Eğlence dediğimiz şey, ortak bir zemin gerektirir; oysa derin düşünenin zemini, çoğunluğun yaşadığı dünyadan çok daha girift ve katmanlıdır. Onun için bir filmin konusu değil, alt metni önemlidir; bir dizinin popülerliği değil, karakterlerin iç çelişkileri anlamlıdır. Bu farklılık, onu yalnızca izleyici konumuna iter. İzlemek, katılmaktan daha güvenlidir; ama aynı zamanda daha yalnızdır. İnsan, paylaşamadığı her düşünceyle biraz daha kendi kabuğuna çekilir.

Bu yalnızlığın en keskin yanı, düşünenin kendi doğrularını nesnel gerçeklik gibi sunanlarla karşılaşmasıdır. Subjektif yargılarını mutlak doğruymuş gibi savunan insanlarla diyalog kurmak, derin düşünen için adeta bir...

Özgün Analiz

zeki insanların yalnızlığı ve yoksulluğu, çoğu zaman bir tesadüf ya da şanssızlık olarak yorumlanır. Oysa bu durumun köklerinde, zekânın kendisinden çok, zekânın beraberinde getirdiği algı biçimlerinin ve bu algıyla çatışan toplumsal yapının yattığını düşünüyorum. Zekâ, insana dünyayı farklı bir açıdan görme yetisi kazandırır; fakat bu yeti, çoğu zaman bireyi kalabalığın ortak ritminden koparır. İnsan, anlamadığı şeyden korkar; anlaşılmadığını hisseden zeki birey de zamanla kendi kabuğuna çekilir. bu çekilme, başlangıçta bir savunma mekanizmasıyken, zamanla kronik bir yalnızlığa dönüşür.

Toplumsal uyum, büyük ölçüde ortak paydalarda buluşabilme becerisine dayanır. İnsanlar hava durumundan, günlük dertlerden, popüler kültürün dayattığı sıradan meselelerden konuşarak birbirine yakınlaşır. Bu sıradanlığın içinde bir tür güven vardır; çünkü ortak sığlık, kimseyi rahatsız etmez. Zeki ve derin düşünen insan ise bu sığ sularda yüzmekte zorlanır. onun zihni sürekli olarak anlam arayışındadır; küçük bir dedikodunun ardındaki psikolojik motivasyonu, bir esprinin altındaki gizli saldırganlığı ya da bir toplumsal kuralın tarihsel kökenini sorgular. Bu sorgulama hali, onu sohbetin doğal akışından koparır. Karşısındaki insan, bu kopukluğu soğukluk ya da kibir olarak algılar. Oysa durum tam tersidir; zeki insan çoğu zaman fazla empatiktir, fazla anlayışlıdır, fakat bu anlayışını günlük dilin kalıplarına sığdıramaz.

Bu noktada, zekânın getirdiği bir başka yük devreye girer: varoluşsal kaygı. Ortalama bir insan, günlük...

Özgün Düşünce

Kaliteli insan olmanın bedelini kimse konuşmaz. İyilik, dürüstlük, derin düşünme gibi erdemlerin getirdiği bir ağırlık vardır; bunu taşıyanlar bilir ama anlatamaz. Anlatsa da karşısındaki hissetmedikçe bir anlam ifade etmez. Çünkü hissedilmeyen bir şeyin önemi yoktur; bu, insanın en acımasız gerçeklerinden biridir.

Utanma duygusu, bu yükün en sessiz köşesinde durur. Kaliteli insan, başkalarının yüzüne vurmadan, kendi içinde utanır. Başkasının sahteliğinden, yüzeyselliğinden, incelikten yoksun tavrından utanır. Oysa utanması gereken kendisi değildir; ama derinlikli insan, başkasının ayıbını kendi vicdanında taşır. bu, onun seçimi değil; doğuştan gelen ve ne yaparsa yapsın üzerinden çıkaramayacağı bir özelliktir. Tıpkı zekâ gibi, tıpkı empati gibi. İnsan, doğuştan sahip olduğu yetenekler kadar ilgi çekici bir şey tanımaz bu hayatta; ama aynı yetenekler onu yalnızlığa da mahkûm eder.

Yalnızlık, kaliteli insanın görünmez arkadaşıdır. Çevresinde insanlar vardır; konuşur, güler, paylaşır. fakat bir noktadan sonra fark eder ki kimse onun gördüğü katmanları görmüyor. O, bir konuşmanın içinde derinleşmek ister; karşısındaki yüzeyde kalır. O, bir soruna tanı koyup çözüm üretmek ister; karşısındaki sadece şikâyet eder. zamanla anlar ki bu dünyada en büyük yalnızlık, kalabalıkların içinde tek başına düşünen olmaktır. Bu yalnızlık, seçilmiş bir yalnızlık değildir; dayatılmıştır. Ama bir yandan da onu besler. Çünkü düşünmek, bir amaç olabilir; hatta belki de en doğru amaç...